yeşilin karakökü - elinin körü
Yârin eliydi tüm şarkıları yazdıran
Şimdi çekip elini, elimi, ele veren de elleriydi.
Haydi abbas vakit tamam, geçtik çoğu yoldan. Acılar sadece el değiştiriyordu, renk
atıyordu, fink atıyordu. Acılardan prim yapanlar oldu, onlardan zevklenenler,
ondan beslenenler, bilenenler oldu. Kimi de tuz biber oluyordu. Elini acının
üstüne koyardı, kandırırdı. Dudaklarıyla tozlarını üflerdi.
Zalim, acılar benim
tapulu malım mı? Gelip gidip, saçlarını tarayamazsın yalnızlığımızın. Oturup,
dizine yatır, öyle mayıştır ki yalnızlığımızı, sahipsiz sansın bu aralık. Elini
bırak, zaten tutsak yalnızlığımıza umut verme.
Elimden tutup ta kaldırmayı denediğin gibi, onu da çıkar oradan. Ama ben
koruyamam artık seni. Eğer vaadedilen tozdaysa
benim yalnızlığım şimdi, artık kimse toparlayamaz seni. Git, koş, hakikaten
kaç. Ben bile bu kadar kanarım. Ben bile bu kadar yanarım. Yok saydığım
varlığın ancak yalnızlığımızın düşmanı şimdi.
Mavi, yeşil ve sarı birleşirse mavi daha mı ağır basan renk
olur? Hani daha koyu diye. Neyse. Sarıyla mavi karıştığında sonuç yeşil mi
oluyordu, eldeki yeşilin karesi mi şimdi? Sorsalar bana atom yeşilin kara kökü
mü? Zıkkımın kökü. Nerden baksan, nereye bulaşsan yeşili görürsün. Elin morarır,
sonra yeşerir bence. Saçını sarıya boyarsın ama bir ışık oyunu olur bir
bakarsın yeşilimsi. Gözlerim gibi, sana nefes aldıranın, sana gözüktüğü gibi. Her
şey bir gün yeşil olacak bence.. sevgi de mi yeşildi? Kalp çakrası filan. Önemli
olan midendir ama orda başlar; şimşekler, sonra bi yumruk oturur, orda biter.
Ne hoş. Elini duvara sürtmüşsün, yeni boyanmıştı.
Senle varlığımızı sorgularken gördüm, erikler, çilekler.. Onlar dallarında
süzülürken, ben onları hep yemek istiyorum. Onlar, emrolunduğu gibi memnun,
yere düşseler de yerim. Seninle varlığımız böyle değil, dallarda güzel duran,
yere düştüğünde kafa kırabilir. Kalp
bile kırabilir..
Varlığımızın karşı komşuları, bugün burada zevkten
toplanmadık. Her nerede zevkten toplandıysanız, artık orada değilsiniz. Silkelenin.
Yeşilden çer çöp var ahali, duyduk duymadık demeyin. Üstün başın kirlenir diye
dertlenirsen, git. Git. Buraya eriklerden ve çileklerden konuşmaya geldik. Yaz
gelince, günah çanları çalınca, ne ben durdurabilirdim bu büyük çarpışmayı ne sen.
Tertemiz bir zerafetle birbirine bulananlar, onca kapışmaya, direnişe,
seslenişe, dokunuşa rağmen toprak olur, bizden sonrakilerin üstüne yağarlardı.
Sahi yeşil ile kırmızı bir araya gelirse kahverengi oluşurdu değil mi? Şaşırma,
üstündeki toza toprağa bi selam çak. İster üfle, ister ellerinde tut. Sanki
yıkamayacaksın. Kandırma. Her kim ki, tozu dumana karışan yorgunlukta, yerdeki
yaprakta bulursa bir küçük uğur böceğini, onu izle.
Bu hep böyle olur ,erikler çileklere, kahverengiler toza dumana karışır, ellerine
düşersin, elinde oynatırsın, ellere verirsin, ellerinden alırsın, elaleme masal
anlatırsın, eline alırsın bileğine takarsın. Sonra su yoksa toprakla da olur.
Endişelenme, hepsini hazmetmek zorunda değilsin! Neresindesin, yüksek sesle
söyle ve kabullen. Oynama, oyalama, oynatma. Ağaç ve toprak oyuncak değildir. Erikler
ve çilekler de aynı kaynaktan gelir. Onların çorbası da hiç güzel olmaz bence.
Endişelenme! Hep böyle olur, yere bir çilek düşer, gökten bir yıldız kayar,
erikler can üzümlere bakar, bakar. Şansın varsa, o tufandan karnın tok
çıkarsın.
Sessizce bekle, artık güvendesin. Hem zaten, hangi dal hangi ağaç
bana zincir vuracakmış şaşarım.





