27 Ocak 2011 Perşembe
iliklerimde bir sevda..
Haydi bugün güneşi toplayalım heybemize, çünkü biraz var. Haydi ellerimi kaldırıyorum gökyüzüne, ellerimi tut! Sıcak, sımsıcak bir ince sarı ışık geçiyor yüzümüzden de soldurma da yaklaş, gel!
Ne sen geçebildin fasl- ı bahardan, ne ben razı oldum kenetlemeye kanatlarımı omzuna.. ayrı ayrı kaldırımlardan yürüdük te, aynı nehirlerde yıkanmadık mı şimdi biz seninle? Neden karışmasın ki çiçeklerin renkleri birbirine? Neden çağlamasın ki gürül gürül toprağımda kaynaklar? Haydi gel, yaşam sevincim olmasa ne olur? seninkini yakarız, neşe aşım tükenmiş olsa ne çıkar seninkiyle doyarız. Hüznümün diline set, heyecanımın sesine kulak olsana, yolumun kasisi, çirkinliğimin maskesi, güzelliğimin törpüsü olsana, haydi gel, anlamsız bakışlarımda kaybolup, ruhumdaki incilerle boğuşsana, inceliklerimle sersemliklerimi yastığınının altına koysana, niye çok üşümem sorun olsun ki, gelip te ortalığı kasıp kavursana.
Gel, tuzsuz yemeğime lezzet kat; tuz bana dokunuyor, şekersiz kahveme tat ver; şeker kilo aldırıyor, yoğurtsuz pilavdan hiç hoşlanmam; renk kat, ap ak, tertemiz ferahlıklarla gel, bir kulağım iyi işitmez; konuşurken sağımdan yürü de derdine derman olayım, ama bir plan yapma! Bazen yanımdan ,sağımdan bazen solumdan, canın isterse arkamdan, benim canım isterse önümden yürü. Programlama, ‘çarpma, bölme, toplama’ bir olsana benle! yarı yarıya gelmek şart değil! sen az gel ben fazla gelirim, umutlanma, sonumuz yok! sonsuz, uzun çetrefillidir o yol..
Bırak yahu yansın dokunduğun, baktığın her şey. Nefes almıyor musun zaten? Mukaddes oksijenin tutuştursun işte ne var ne yoksa fena mı ?
Haydi sen! Şimdi bu yazıyı okuyan, sen de gülümse de heybeme biraz güneş at :)
günün isimleri: sevda ve doğu
(sevda'ya adanmıştır, tüm sevdalara :)
10 Ocak 2011 Pazartesi
razıyım yanmaya..
Yollar ayrılıyor, ya sağdaki ya soldaki seçiliyor. Yok öyle değil geri de dönülebiliyor. Seçenek dahilinde de pek kimse dönmüyor. Gittiğimiz yoldan pişman olmak mı ? ruha ve bedene zulmetmeye ne hacet! Yürümeli, salınmalı, ağlamalı, gülümsemeli, vazgeçmeli ,geri dönmeli ama kabul etmeli. Dil ile ikrar etmese de gönül seçmişse yolu, varsın cayır cayır yansın yine gönüller ya hu! Avare akıllar değil mi mantıklı seçimlere yöneldiğimizi düşündüren? Kim dedi ki onlar hep doğruyu seçer? Biri gelip kulağına ne fısıldadı ey yolcu? Kalpten başka kılavuz tanımam. Kılavuzum kargaysa ne olmuş? Razıyım yanmaya.
Arkamı dönüp gittiğimde birileri rahatsız mı oluyor ya da ara ara ardımda bıraktıklarım aklıma geliyor da canım mı sıkılıyor? Ne oluyor ya hu!? ne oluyor? Ne oluyorsa zaten güzel oluyor, o öyle olması gerekiyor da oluyor. Yoldayken neyi ne kadar değiştirebildiniz? Onu öyle istemediniz de bunu böyle istediniz. Güzel istediniz, ya neden sonra o öyle oldu da böyle olmadı? Ya da neden tam da istediğiniz gibi oldu? Öyle olması gerekiyordu yolcu! Öyle olması gerekiyordu! istemekte sakınca yoksa, zorlamakta mı var? zorlamakta budalalık yoksa, inat etmekte mi var? sorular kafamızı karıştırsın ki cevapların kokusu yaklaşsın!
Sevgiyle ve kafa karışıklığıyla dolu güzel bir hafta diliyorum..
'Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.'
günün isimleri: perin ve behram
aziz ,yıldıza neden cam sürahiyi kırdığını sordu, çünkü onu bilinçli bir şekilde yere attığını görmüştü.Yıldız, döndü ve sadece gülümsedi. Bu evde hep gülümsenir.leyla, ağaçların arasındaki yolculuğuna bir son verip zahideye doğru yürüdü, zahide uçuşan etekleriyle ağaçtan elma topluyordu. Leyla zahideye doğru gitti, çok susadım su var mı dedi. Zahide sürahi işte şurada olacak diye yanıtladı, ancak sürahiyi o da göremedi. Kafasını sola çevirdi ki yıldızı gördü parmağı kanıyordu.yanına koştu.yıldız gülümsüyordu.aziz ise çok asabi. Zahide sordu ki : ne oldu yıldız? Neden kırık bu sürahi? Eline ne oldu sahi? Yıldız gördüğü düşü anlattı, sürahiden su içen leyla bir anda fenalaşıp yere yığılıyordu. Bu imgelerden korkan yıldız sürahiyi eliyle kırmıştı. Leyla ellerine baktı küçük kızın,kanıyordu ve eteklerine bulaşmıştı,ellerini öpmeye başladı.gözlerinden yaşlar akıyordu. Ah ! dedi, ah miniğim.perinsin sen. Zahide gülümsedi, aziz : abla dedi, özür dilerim. bilemedim..
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
3 Ocak 2011 Pazartesi
'geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya? gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya! '
Ah o sorular, hep aynı sorular..aynı cevapsız, aynı çıkar yolsuz sorular.. gitmek mi kalmak mı gibi sorular..
Eh gitmek elbette! içinde gitmek sözcüğü geçen cümleler kuralım. nasıl özgüven dolu, nasıl havalı.. ‘bavulunu topladı gitti, treni kaçırdınız çoktan gitti, annemler size geleceklerdi ama siz telefona cevap vermeyince ayşe teyzelere gittiler, onu oradan aramayınız artık çoktan meksika’ya varmıştır 2 hafta önce temelli gitti, aklım başımdan gitti, işler hep aksi gitti, aksi gibi bir de o gitti, ne olurdu gitmeseydi ama dinlemedi gitti, gel dedim sanki ne dedim inadına gitti, tartıştılar dayanamadı döndü arkasını gitti, çok yaşamadı ki zaten göçtü gitti, gidiyorum bütün aşklar yüreğimde, git sakın daha fazla konuşma! , şimdi hemen burdan defol git ve bir daha da gözüme gözükme! ‘ özünde türlü anlamlar barındıran cümleler; özgürlüğe pupa yelken açmalar, geç kalışlar ve kaçırışlar, tercihler ve vazgeçişler, bihaber ve biçare oluşlar, bir nedenden şaşırıp kalmalar, süregelmeler, başa gelmeler, terk edişler, rest çekişler, isyan edişler, bırakıp gidişler..
Ne vardı sanki kalsaydılar ve ne olurdu sanki kalsaydımlar birbirine eşit. Zaman içinde birbirlerini götürür bu bilinmeyenler. Günün sonunda manası olan; gidip neyi bulduğumuz değil de o cesaret var mı bünyede onu bulabilmek. Cesaretimiz yoksa, aramak için yola da çıkamayız ki. Ne acı ve ne kötü bir talih korkak, ürkek zihinlere, ruhlara. Öylece kalıyoruz içimizde tüm ziyan zamanlar, tüm içli dedikodular ve türlü pişmanlıklar ya da çaresiz hissedişlerle. Oysa ki çareyi bulurduk ya içimizde biryerlerde, denk gelemedik. Yalnız yürümekte bir sakınca göremiyorum artık. Yalnız film izlemek, yalnız bir konser izlemek, yalnız yemek yemek ya da yalnız keşfetmek bir yerleri..o kadar da zor değil, o kadar da acımasız değil, o kadar da can sıkıcı değil artık. Kabul edelim, yola çıktıysak ürkek adımlardan vazgeçtik, yalnız yürümeyi de göze aldık demektir. Ah ne mutlu yolda birileriyle karşılaşırsak! Korkusuz, ahenkli yollarda buluşmak ümidiyle görüşünceye dek esen kalın, özgür kalın.
leyla, zahideye saçların ne kadar güzel dedi. Zahide, 'ama yusuf kısa seviyor, ben ona rağmen uzatıyorum' dedi. Azizle yıldız her zamanki neşeleriyle koşuşturuyorlardı etrafta. Leyla,nasıl oldu da yusuf’a rağmen uzatabildin dedi, zahide’nin cevabı meydan okuyordu : ‘hep o mutlu olsun beni sevsin diye bir şeyler yapıyorum ama ben uzun saçları çok seviyorum, yusuf’a beğenmezsen giderim ama bunları kesmeyeceğim dedim, o da gülümsedi ve böyle de çok güzelsin dedi.bu konuyu pek konuşmuyoruz’
leyla, yusuf’u gördü uzaktan. kadın dediğin uzun saçlı olur diye geçirdi aklından. bu adam neden sevmiyor? Bir şey anımsadı. Gözleri doldu. Kemoterapi gördüğü zamanlarda saçları döküldüğü için onu terk eden kocasını..çirkinleşmişti, zayıflamıştı, o eski gücü yoktu artık çok güçsüzdü ve yahya bunu tahammül edilebilir görmüyordu artık..
günün isimleri : yahya ve lena
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


