27 Aralık 2010 Pazartesi
bizler,sonsuza dek şükredeceğiz..
Şükür, denge, umut, huzur, şükür, denge, umut, huzur, şükür..
Bugün şükür günü! Biliyorum kardeşler hepimiz şükürcüyüz, biliyorum bundan kötüleri de iyileri de olabilrdiciyiz. Fakat bugün istenen, şükür gün boyu gerçekleşsin. Herkes kendi inanç, kültür ve fikir sınırlarında şükre bulaşsın. Şükre bulaşan gönüllere bugün denge, huzur, umut bulaşsın. Bugün başlayan bu cinnet, ruha teslimiyetini yaşatsın.bulaşmayan gönüllerde sabırlar dolup taşsın.
Yaprakların yeşilliğinden, denizlerin maviliğinden, kuşların cıvıltısından, insanların dillerinden,hayvanların samimiyetinden, müziğin ruhundan, filmlerin zevkinden, aşıkla maşuktan, acılardan, isyanlardan, mutlu gözlerden ya da kahkahalardan ya da onları görebiliyor, duyabiliyor, hissedebiliyor, yaşayabiliyor oluşumuzun şükründen bahsetmeyeceğim. Bitişlerimize ulaşmanın mutluluğuna da değil kastım.çok basit, çok küçük,daha hafif olanından. Şükür sözcüğündeki harflerin güzelliğinden bahsedecektim. Ş, k, r, bence şeker gibi tatlı bir lezzet çağrıştırıyor.
Dengede olmadığımız zamanlarda şükretmeyi devredışı bırakabiliriz, ki bu çok tehlikelidir. Umudu da gözden çıkarmak gerekir. O daha da tehlikelidir, hemen kurtulmayı isteyebilir vazgeçebiliriz, ki vazgeçenlerimiz de vardır..
E herkes hiçe varmadıysa, hala önemsediğimiz bazı şeyler var değil mi ? onların bazıları bizimle birlikte bile olabilir.olmayanlara da ulaşılabilir ve hatta bu ulaşılabilirlik duygusu da gayet umut doludur.önemsediğimiz şeyleri verene şükredelim. Onlara sahip olmak çok ta önemli değil ki. Sahip olunabilir olmaları bile umut enjekte ediyor oluşundan, iyi ki varlar! Şükürler olsun, iyi ki varız, iyi ki varsınız, iyi ki varlar!
Okumakta fayda var;
Allahü teâlâ şükredene bol bol nimet verir (Fatır 30)
Allahın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız (Nisa 83)
İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırış etme! Allahü teâlâ, iyilik edenleri elbette sever (Maide 13)
Bizler. sonsuza dek şükredeceğiz. Sana, kuşaklar boyunca övgülerini dilimizden düşürmeyeceğiz. (Mezmurlar, 79:13)
Dedi ki, "Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim. Rab verdi, Rab aldı, Rab'bin adına övgüler olsun!" (Eyüp 1:21)
Şükredin Rab'be, çünkü O iyidir, sevgisi sonsuzdur; (Mezmurlar, 136:1)
Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi, Allah'a dua edip yalvararak şükranla bildirin. (Pavlus'tan Filipililere Mektup, 4:6)
Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. "Alın, yiyin" dedi... Sonra bir kase alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, "Hepiniz bundan için" dedi. (Matta, 26:26-27; Markos, 14:22-23)
Yusuf, zahide’ye bugün dışarı çıkıp bahçeden meyve toplamayı teklif etti. Zahide meyvelere bayılır, ‘elbette’ dedi. Yıldız da leylaya dışarda dolaşalım mı diye sordu, aziz leylanın eteklerini çekiştirirken, leyla ‘tabii, elbette’diyebildi. Leyla,bu altın saçlı kızla bu boncuk gözlü çocuğa baktıkça, buruk bir huzur duyuyordu.burada kalabilirdi, hep kalabilirdi. acaba kalabilir miydi? Zahide yusufun koluna girdi, birden bugün üstünde olan bu böğürtlenli elbise daha da güzel göründü gözüne. Çocukluklarındaki gibi koşuşturdular. hala ne aşıklardı birbirlerine..aziz gözlerini daha da açarak ceviz istermi diye sordu leyla’ya. Yıldız ‘rahat bırak onu’dedi ‘ ne isterse kendi alabilir, bu bahçe bizimdir, ne istersen yiyebilrsin, çok lezizlerdir leyla, korkma bak bu kurtcuk bile gülümser sana burada.’ Gerçekten de gülümsüyordu. Bu topraklarda kurtlar bile gülümsüyor, ne garip. leyla bir kiraz ağacına yaklaştı, ama uzun sure ayrılamadı başından,ne çok yemişti. Dudakları kızarmış elleri hala kiraz yakalamaya çalışırken aziz geldi, ‘annemler nehirde pinik yapıyorlar gidelim mi ‘diye sordu. Yıldız, elinden tutu, etekleri çimenlerde salına salına koşuşturuyorlardı. ah işte nehir kıyısındalardı, zahide nefis ekmekleri hazırlamıştı yine gülümsedi. Bu insanlar hep gülümsüyor. Leyla midesindeki kurtcuğu hissetti, o en kırmızı dolgun kirazdan gelmişti işte bu misafir, bu hisle gülümsedi leyla, sadece kendi duyabileceği bir sesle ‘şükürler olsun’ dedi. Aziz sallanmak istiyordu, leylanın sağ eline rahatlık yok..
günün isimleri: beria ve yafes
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
20 Aralık 2010 Pazartesi
zefir..
seni arıyorum. bir gün kapalı tüm kapılar ardına kadar sana açılacak, kalbimi çıkarıp ellerine koyacağım, gözlerimi kör edip artık görmeye lüzum duymayacağım, tüm zerrelerimde, nefes alışımda, işte an gibi aklımda olacaksın. Sabahlara kadar konuşacağız seninle, yıllarca. Bir an bıkılmayacak suskunluklarımızdan. bir an vazgeçilmeyecek ortak bir çıkış bile bulunamıyorsa. zira hep ortak çıkışlar olmayacak, çoğu zaman ortak kaoslar, karmaşalar olacak, çok besleneceğimiz telaşlı bir sakinlikle, varlığını hissettirdiğin huzurlar yaratacağız sonra birlikte. Seni arıyorum. Öyle susuz, öyle aç, öyle umudu tükenmiş, öyle çaresiz arıyorum. keyfekeder aramıyorum, devam edebilmek için arıyorum. Diyar diyar gezmeli, her yüze bakmalı, her çizgi incelenmeli, tüm gözler kontrolden geçirilmeli, tüm elleri koklamalı, gizli sorular sormalı, şifreli, tüm cevaplar sabırla dinlenmeli. bulmalı seni ! yüzünde nurla mı gelirsin? başında da hare mi olur? Karnındaki ışık topunu görebilir miyim? Yok hiçbiri olmaz. Sen öylece, usulca bir köşede salınırken göreceğim ve bulacağım ben seni. Öyle sıradan öyle katkısız görüneceksin ki, kokunu kimse duymuyor olacak benden başka. Ben de oradan geçerken öyle bir salınacağım ki rüzgarım yetecek, hiç bir yaprak kımıldamayacak senin ruhununkiler dışında.
bulamazsam seni kızma bana, ekmek almaya giderken oyalanmadım yemin ederim. Yolda bir amca gördüm karşıya geçtik birlikte. bir küçük kız uçurtmasını kaçırdı elinden, gözleri doluydu bir tane daha aldık, uçurduk sonra birlikte. Düştüm sonra ben, ayağımın altındaki koca taşı görmedim inanabiliyor musun? Bir teyze geldi yanıma mavi gözlü, kırmızı yanaklı ne cici bir teyze. O da oturdu yanıma biraz muhabbet etti benimle, iki lafladık yahu çok değil.sonra gülümsediğimi görünce elimden tutup kaldırdı. Kar yağmaya başladı, bir delikanlı üşüyordu, ceketimi verdim o da cebinde kalan son bir kaç kuruşu cebime bırakmış usulca. Açtım, koşuyordum, belki de seni görmüştüm bir küçük aralık o sokağın başında annenle mi yürüyordun yoksa? neyse bir ayağı hafif aksak amcayı gördüm, cebinden bir kaç dilim ekmek çıkardı belli ki akşam yemeğiydi, paylaşmak istedi, ben de itiraz etmedim, çok mutlu göründü. o kızı gördüm, ağlıyordu, saçımı örmesini istedim, çok güzel oldu eminim, gördün mü dokunduğun herşeyi mahvetmiyorsun dedim. Sana gelene kadar endişeli bir yoldayım sevgili. Koşturdum, hızlanıyorum gerçekten, keyfekeder gezmiyorum. Ben buralarda olacağım, bir çocuk var şu köşedeki evde 2. katta oturuyor, ona kitap okuyorum şimdi, gözleri görmüyor, gelirsen de bulamazsan orada, üst kata da bak olur mu? Üstteki umutsuz kız duyamıyor ellerimle dokunuyorum ellerine, gülümsüyor, iyi geliyor bilmem ki. O kızdada değilsem, en alt kata bak, bazen uyuyakalıyorum o teyzenin halısında. sobasını yakıyor da, tek istediği kızını anlatmam ona, nasıl güzeldi, nasıl da iyi kalpliydi değil mi? beni bul. Oralarda değilsem başka yerlerdeyimdir. ben seni bulamazsam, sen beni bul. yemin ederim ruhumun tek katığı, keyfekeder dolanmadım.
seni arıyorum. dertlerime derman, yaralarıma şifa, fikrime ve zikrime hakim ol diye..agah et diye..ya sen gel ya ben geleyim..elbet bitecek bu yol. bitmeden bir görebilsem seni.. dostum, sevgilim, yolumun yolcusu, ruhum.. buluşacağız.
günün isimleri : sema ve agah
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
17 Aralık 2010 Cuma
ince bir çizgi..
hep ince çizgiler olduğunu düşünürüz. kafamızın içinde hangi tilkiler dolanıyorsa, nasıl dolandıkları hep ilgimizi çekmiştir.biraz yukarı doğru salınsalar çizgiyi aşmaktan korkarız.çizgi ötesinde ise ne var bizden bilen yok! Bilenler nerede? Bir kısmı cennette, bir kısmı cehenneminde, bir kısmı akıl hastanesinde. Çok düşünmeye mi gelmiyor yoksa çok tembeliz de biraz kafamızı karıştırmak mı can sıkıcı? Çok korkuyoruz. delirmek var, sonunda varmak var biryerlere. Görmekten, hatırlamaktan, herkesin algılayamadığını mı algılamaktan korkuyoruz? Bazen hepimiz çok yaklaşıyoruz, bazen çizginin tam üstünde duracak kadar inceliyoruz. Tam da o yerlerde, sonrasından korktuğumuzdan lanet ediyoruz, isyan ediyoruz işte bir anda yine çizginin altındaki yere geri dönüyoruz. Bu dalgalı denizde çizgiyi aşıp ta tekrar altına inenlerin varlığına, ne yazık ki büyük bir sabit fikirlilikle inanmamaktayım. Geri gelmek ihtimal dahilindeyse gider gelir, bu küçük zihin yolculuklarını sıklaştırmış hale gelirdik diye düşünmekteyim. Var mı aramızda yolculuklarında varan? Zihin yolculuklarında bir sakınca göremiyorum, hatta birbirimize zihin komşuculuğu oynamak konusunda bile bazılarıyla hemfikirim. Şu anda da rahat kullanılmakta olan telepati, hipnoz , telekinezi teknikleri ve astral yolculuklar değil demek istediğim. bu yöntemler halihazırda kullanılmakta ve deneyimlenebilmektedir. daha da ötesini işaret etmekteyim. Varış sonrası hayallerim mi ne? kibir, ego , sahtecilik, obezite, zulm gibi bir takım rahatsızlıkların kontrolüne ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Çizgi altında bazılarını kontrol edebilir ve dizginleyebiliriz ama gözden kaçanlar oluyor..onlar da birilerinin canını fena halde acıtabiliyor..
Bugün güzel bir gün. umarım enerjisi size de ulaşmıştır. Çizgileri aşmaktan korkmadığımız zamanların şerefine..
Sabah güneşinin ilk gülümsemeleri , aziz ve yıldızın yüzlerinde belirmişti. Yusuf, çoktan kalkmış çay koymuştu. bugün zahide biraz tembellik yapmak istiyordu. artık leylayı uyandırmanın vakti gelmişti. Yanına gelen yıldızın kulağına bir şeyler fısıldadı ve minik sarışın peri koşarak içeri giderken o yatakta bir sağa bir sola kıvrılıyordu. Yıldız leylayı öptü ve sessizce adını fısıldadı. O leyla dedikçe ağzından parılıtılar mı çıkıyordu ? leyla gülümsedi ve nihayet uyandı. Aziz de yanlarındaydı işte. Gelir gelmez o da gülümsedi ve ona acaba çocukları varmıydı diye sordu. Leyla biraz mahçup, vardı dedi, o öldü. gözleri dolmuştu. oysa bu evde hep gülümsenir.o sırada yıldız azizi çağırdı ve dışarı çıktılar.leyla tam tekrar uyuyacaktı ki karşısında zahideyi gördü, ne güzel bembeyaz, dik yakalı, etekleri oldukça uzun, üstünde böğürtlen motifleri olan bir elbiseydi bu böyle. Nerden almış olabilirdi? Yusuf dışarda uzun uzun çevreyi izlemişti. Sonra içeri girdi ve zahide ile leyla ‘yı hararetle bir şey konuşurken buldu. Bu garip ve gizemli kadın demek uyanmıştı ve konuşuyordu hatta öyle mi? yanlarına gitti. Günün aydın olsun dağlardan gelen dedi. Leyla da ‘yok’ dedi ‘gecelerden geliyorum. en koyu gecelerden, en büyük acılarla en akılsız başımla geliyorum.’ Zahide ekmek hazır dedi,ne ara gidip hazırlamıştı..ah bu kadının nefis ekmekleri..aziz biraz çekingen, yıldız asabi katıldılar kahvaltıya. Zahide yıldız’a gözüyle işaret etti, o da mecburen öptü aziz’i. aziz zaten bin pişmandı hem nerden bilsindi, bu garip kadının bir çocuğu olsundu ve hatta sonra yok olsundu. Aziz kendi tarihini gözden geçirmeye karar verdi. ya onun annesi de zahide değilse? Demek böyle şeyler olabiliyordu, bazı insanlar gelip gidiyorlardı. Onlar hep ordamıydı? leyla şekere uzandı.yusuf şarkı söylemeye başladı,bu amiee mann’in Christmas time ‘ ı değil mi ? evet ta kendisi bu güzel adam bu şarkıyı nereden biliyordu ki? Zahide katıldı , çocuklar da katıldılar. leyla da dayanamadı dudakları kıpırdadı. çayını karıştırdı ve kaşığını uzun süredir beklemekte olan yıldıza verdi. yıldız onunla annesinin ona hazırladığı sıcak çikolatadan yiyordu şimdi..
günün isimleri : kayla ve kays
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
14 Aralık 2010 Salı
'kar gibi örttün üstümü, içimde tüm çiçekler, birer birer titrediler!'
Dinler , diller, ırklar, soylar, çeşitli ahlak ve mantık anlayışları ile etnik kökenler.. ne kadar tartışırsak tartışalım, nihayetinde konuşarak orta noktaya ulaşanımız çok azdır. Ulaşanlarımızdan biri ya gerçekten ikna olmuştur ya da gerçekten altan almış ve konuyu daha da fazla uzatmamaya gönüllü olmuştur. Zaten konuşmadan barışçıl bir ortak yol çıkaranımız da yoktur! Bu üniversitelerde, mecliste ve kamuoyunda tartışılması en zevkli olan, çünkü içlerimizde biriken ego yığınlarına dur diyememenin de yoğun baskısıyla, karşıt görüşlü kardeşin fikirlerine, yalnızca ‘ah bu da mümkün ‘ bile derken içimiz titrer, kabul edip ikna olmayı bir yana bırakın. zaten büyük çoğunluğumuz da ikna etme amacıyla karşıdaki düşman askerini bizim tarafa çekelim diye çıldırıp durmuyor konuşurken. Amaç herzamanki gibi aynıdır kanımca, bize doğru diye öğretilenleri öyle güzel özümsediğimiz gerçeği ve bu durumu iyiden iyiye kabullenişimiz , başka ihtimallere pek te sıcak bakmıyor oluşumuz vebu konuda ne biliyorsak karşıt görüşteki kardeşe bir çırpıda -tabii eğer o da izin verip susarsa- anlatıp bu konuda ne kadar da bilgili olduğumuzu kanıtlamaktır.
Tüm bu zaten bildiğimiz şeyleri niye mi tekrarladım? Gündemdeki ermeni gelin - müslüman damat cinayetine istinaden elbette. bildiğimiz iki farklı dine mensup aileden bir tarafın diğer tarafla akrabalık ilişkisine şiddetle! karşı çıkması durumudur. hem de bu öyle bir şiddet ki iki aşığın hayatlarının sona ermesiyle sonuçlandı. Babasının da dediği gibi onlar sadece sevmişlerdi..
Hikaye örnekleri çoğaltılabilir. Özellikle Türkiye’de bunu örneklendirmek ise zaten çok basit. Artık ülkemizin ne kadar etnik çeşitliliğe sahip olduğunu kabul etmemizin zamanı gelmedi mi? coğrafi çeşitliliğimizle ve iklim farklılıklarımızla duyduğumuz gurur ve özgüven hatta memnuniyet, niçin etnik, dini ve kültür çeşitliliğinde duyulmuyor? Biz bu dinamiğin farkında olmayabiliriz ama, turistik amaçlı ülkeye gelen insanların çoğu ülkenin doğal güzelliklerinin yanında çok çeşitli tabanlarımıza ve sosyal mekanizmamıza hayran oldukları için buraya, bu bizim bir türlü paylaşamadığımız, bir türlü huzur içinde yaşamayı başaramadığımız ülke topraklarına yerleşmeye karar veriyorlar. bu bizim meselemiz işte! Tam da demek istediğim bu. bizim meselemizi, yine bizim farklı inanç, hoşgörü, ahlak ve kültür anlayışımız çözmeli. Biz bunu hala tartışaduralım, ateş düştüğü yeri yakmakta.çocuklarını, geçmişte ne öğrenildiyse kuşaktan kuşağa gelene kadar, aynen ve değiştirilmeden, yahut tamamen farklılaştırılmış halde,tüm bunları çok iyi bildiğini iddia ederek ve asla bir başka düşünceye tahammülü olmaksızın, hatta saygı duymaksızın ,yaşamın her alanında karşımıza şeytani bir sinsilikle çıkagelen ego çatışmaları ve bunun neden olduğu zihniyetin devamlılığını sağlamak uğruna kaybeden aileler..ateş onların yuvalarında alev alev yanıyor. Bir gün, bir sebepten bizimkinde de yanabilir! Bu sadece gazete de okuduğunuz, televizyonda izlediğiniz bir haber değildir.Türkiye gerçeğini hep beraber sindirelim ve meselemizi kabullenerek, zaman zaman da fedakarlık örnekleri göstererek çözelim. içimizdeki şeytanın sinsi oyununa gelmeyelim. saygı duymayı, dinlemeyi öğrenelim. iki aileye de Allah sabır versin.
Aziz ve yıldız’ın uykusu geldi, zahide iki küçüğü yataklarına yatırdı ve ışığı söndürdü. kendisi de yusufun yanına uzandı.leyla zaten hiç uyanmadı. Hiç bir ses duymadı bile. Bugünlük bu kadardı. Çok yorulmuşlar, artık uyuyacaklardı. Dışardaki mis çimen ve çiçek kokusu bugün biraz uzaktan geliyordu..ay da sanki biraz kasvetli.uyudular..
günün ismi : Ara ve Dila
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
13 Aralık 2010 Pazartesi
deryalar içinde susuz gezerim, beni kandıracak umman bulunmaz..
geçenlerde bir arkadaşımla yine dünyayı kurtarıyorduk! o ağzından hiç farketmeden bir cümle çıkarıvedi. ‘Bak’ dedi ‘hayatın başlangıcı işte bu nokta bu yol da böyle gidiyor bak bu da son noktası işte’.eliyle hayat yolumuzun sınırlarını çizip gösteriyordu.o bunu anlatırken başka fikirlerle doluydu elbette ve bu çizginin istersek üstünden istersek altından ilerleyebileceğimiz hususunda bir takım çözümler sunmaktaydı bana. bende yarattığı etki ise, yaşam çizgisinin başının ve sonunun belli olması dolayısıyla pek te önemli şeyler ifade etmediğiydi aslında. yaşama destek ve dayanak noktaları koyduğmuz yetmiyormuş gibi , bir de başlangıç ve son noktalarını belirleyiveriyoruz. Yok bu bir eleştiri yazısı değil, aksine aydınlanmaya giden yolda bir ışık mahiyetinde. aslında hepimiz yapıştırırız bu belirleyici noktaları yaşamda bir yerlere öyle değil mi ?
bir adama ya da kadına aşık olunur, aşkın ve dayanılabilecek fedakarlıkların sınırları belirlenir kafalarda hafifçe.eğer maceranın iki tarafı da sınırlar içinde kalacak kadar memnun olabilmiş ya da kavga çıkarabilmeyi başarmışsa artık evlenilebilirlik izni çıkmıştır sevgi kelebeklerinden. evlenilir. bu saygıdeğer kurumda, evin tam da içinde,mutfakta, yatakta, garajda, bahçede herkes kendi sınırlarını, kendi mıntıkasını belirlemiştir bile. güzel ve asil kadın lütfen tamir kutusuna ve elektrikli aletlere o kadar yakın durma, zarif ve zeki bey siz de biraz uzağında durunuz lütfen şu mutfağın mümkünse, pek hoşlanmıyoruz da menemen sonrası ego şişkinliğinizden. Hala major çizgide kazasız belasız kulaçlar atabildiysek şimdi sıra çocukta yahu! haydi bir bebek gelsin de ev şenlensin. Ah anne yorulmasın ne çok koşturuyor öyle ayol, annenin canı karpuz çekmiş kış ortasında başımıza gelenler..babamız da pek asabi bugünlerde biraz sıkıntılı annenin istekleri bir yandan, evin masrafarı da fena halde bunaltıyor.büyük anneler babalar da pek heyecanlı, öyle yaparsak daha iyi olur,bunu alırsak pek te kullanışlı ya da sağlıklı olmaz gibi tavsiye mektupları yazmaktalar. çocuk için de tüm sınırlar hazırlandıysa haydi doğuralım. Haydi derin derin nefes al, hooh hoh ,sakin ol düzenli olarak al ve ver, evet evet doğru ebru şallı’nın pilates derslerindeki gibi ‘nefes al verr’ ama mümkünse son ‘r’ batı aksanlı çıksın doktor hanımın ağzından.ah işte sevgili bebek ve onunla eve yeni gelen başka sınırlar,türlü türlü eski yeni adetler. kimi memnun, kimi değil. herkesi aynı anda memnun etmek mümkün olamıyor.(ben denedim.yapamıyorum.) anne bir modern isim telaşında,baba ise babasının ismi konusunda ısrarlı ve kararlı. ama makul sınırlar dahilinde çözülür bu küçük ayrıntı da, iki ismi de koyarlar ne olmuş? bu hep böyle giden bir saç örgüsü işte.hepimiz bu kendi çöplüğümüzü belirleme devirlerini yaşadık, belirlediğimiz en son noktaya kadar devam edeceğiz. Bu durumu farkındaysak kazayla, kimi zaman canımızı sıkabiliyor, sistem karşıtı kimi kelamlarımız oluyor.çoğu zaman farkında olmadan oh ne de güzel akıyor yaşam.bugün bitsin de eve gidip uyuyayım, bu hafta geçsin de haftasonu biraz dinleneyim/gezeyim/eğleneyim.bu ay bitsin de maaşımı alayım.elbette o kadar bitsin diye beklersek hevesle günler, haftalar aylar ve takvim sistemi dahilinde mecburen seneler de bitiyor acımasızca.
bu kandırmacanın farkında olduğunuz dönemleri kimi zamanlar ise uzun sürüveriyor. işte o en zor dönemlerden.işte o dönemler deryalar içinde susuz gezersiniz de sizi kandıracak umman bulamazsınız..
aziz yıldızın kulağına birşeyler fısıldadı, yıldız gülümsedi. bu evde hep gülümsenir. sonra koşarak dışarı çıktılar,arkalarından açık kapının tülü sallandı durdu.leyla hala uyuyordu,ne de huzurlu gelmişti bu yatak ona. yusuf fırından gelen bu leziz kokunun ne olduğunu az sonra öğrenecekti. anneleri fırından mis gibi bir patatesli,patlıcanlı,tavuklu hem de bezelyeli bir yemek çıkardı, yusufun tabağına servis yaptı. yusufun mutluluğu gözlerinden okunuyordu.anneleri de açık tüllleri uçuşan kapıdan çıkarak azizle yıldıza katıldı. aziz bahçedeki salıncakta kardeşini sallamaktaydı, yıldızın kahkahaları ise dinlemeye değer. ’anne kucağında otursam, birlikte sallansak olur mu ?’ yıldızı kucağına aldı annesi azizin gücü zorlukla yetti onları sallamaya ama kahkaha atmaya devam ettiler. yusuf camdan ‘zahide, sanırım uyandı’ diye seslendi.hep beraber evin yolunu tuttular, birlikte yemek yeme fırsatını kaçırmamak için neşeyle..
günün isimi: zahide
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
11 Aralık 2010 Cumartesi
'Cennet, zehrin olduğu yerdedir.'
yazılarmızın konu başlığı dolayısıyla cennetin ne tarafta olduğuna dair pek çok yol tarifi almaktayım.ama bu kez üzerine yoğunlaşılacak bir tarifle karşılaştım.öyledir,zehrin kokusu cennet için yol gösterici olur çoğu zaman.umutsuzluk,huzursuzluk,sağlık sorunları,türlü aşk acıları,çaresizlik..zehri çağrıştırmaz mı bazen? ya da var mı aramızda varan? 'isyan et ey arkadaşım'.ediyoruz.kaçmayalım ediyoruz..isyan ediyor, zehre yaklaşıp biranda da vazgeçiyoruz ya da geçmiyoruz..
yazı zehirden vazgeçenlere ithaf edilmiştir.
ne oluyor o anda? ne oluyor da kontrol çılgınlığımıza,kabullenmişliğimize,irademize geri dönüyoruz?adı ayşe mi,elma mı? kibrit mi? su mu? kalem mi kitap mı? ya da adı inadına zehir mi? neyse adı işte, o'na dönmüyor muyuz?
bu akan suyun başladığı bir kaynak var,göreni var görmeyeni var fakat akıyor değil mi? sonu da var,göreni var görmeyeni de var değil mi? fakat akıyor..kimse müdahale edemiyor,kimisi ancak şikayet ediyor, memnun oluyor, akışa kayalar yerleştiriyor fakat durduramıyor..tüm çabalar cennet için değil mi? arapların çöllerle dolu susuz coğrafyasına ithafen izafi bir betimleme yapılmıyor muydu? bu ne eksikse bünyelerde ruhlarda onu tamamlayacak sonsuz puzzleların son parçası değil mi? eh zehir de orda olur tabi..öyle kolay tamamlanır mı puzzlelar? sabır gerekir, irade gerekir..zehirlere bulanmak bana kolay gelir,sana daha kolay..işte orada duracaksın ey arkadaşım!'aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer, aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun?'zehir öyle bir gelir, kokusuyla ruhunu sarhoş eder, güzelliğiyle başını döndürür, yusuftan güzel, süleymandan azimli, karundan zengin, einsteindan zeki gelir,çare görünür,yoldaş belirir..kanma ey arkadaş! 'Cennet, zehrin olduğu yerdedir.' vazgeç,'etme'..zehirden geçen, cennete varır..'etme!'
azizle yıldız yaklaştılar leylaya.tüllerin arasında onlardan daha bebek değil miydi şimdi?yine gülümsediler tabi.bu evde hep gülümsenir.leyla,mis gibi..leyla bebek..aziz bir yanağına,yıldız diğer yanağına öpücük kondurdu.leyla gülümsedi uykusunda..annelerinin yanına koştular etekleri uçuşan peri kostümleriyle,neşeyle..anneleri fırında leziz birşeyler pişirmekteydi ki onları görünce gülümsedi..bu evde hep gülümsenir..onlara ballı süt hazırladı,tabaklarına sımsıcak bir kek koydu..babaları geldi.biri bardağından,diğeri tabağındaki kekten ayrıldı,koştular yusufa..yusuuf..ne güzel adam şu yusuf..anneleriyle göz göze geldi yusuf.gülümsedi..bu evde hep gülümsenir..sarıldı onlara,aziz sol omzuna,yıldız sağ omzuna sarıldılar.o an öyle mis bir koku fışkırdı ki fırından, leyla bile yine gülümsedi uykusunda..
günün isimleri: leyla ve yusuf
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
10 Aralık 2010 Cuma
dinginiz, dinginler..
Istanbul’da yağmur var hatta sabah biraz kar bile yağdı ’lı bir takım cümleler kurmak yok.hüzün var hüzün, Istanbul çok fena hüzün kokuyor’ lu cümleler hiç yok.neşeli cümleler? Yok, onlar da yok. Bugün duruyoruz. içimizdeki şiddetli fırtınaları durduruyoruz, e susturuyoruz. Çalkalanmadan bir gün geçirilebilr mi? çok mu zor? Hayır hayır uyumak yok, kandırmadan, işleri aksatmadan duralım diyorum.şimdi nerdesiniz, ne yapılıyor etrafınızda? Bilgisayara mı bakıyorsunuz? elinizdeki evrak işi artık bitmeli mi?gülsenize bir saniye olsun.yapabilir misiniz?tamam çok değil ama.çünkü neşede bir çalkalanma halidir.istediğimiz dengede olmak.tamam yazı bittikten sonra ne yapıyorsanız devam edin.ara ara uzaklara dalmayı aman ha ihmal etmeyin! ben bir hikaye anlatmaya başlayayım o sırada. dinlemeseniz de olur ama sesi kapatmayın.
Kadın, sahil kasabasına varmış, bir bank bulup yaklaşmış. önce bacakları kapalı ellerini de dizlerine koyarak oturmuş.izlemiş,izlemiş.dalgalar görmüş.küçük sandallar..güneş artık iyice tepede gülümserken ona ,bank sadece ona aitmiş gibi boylu boyunca uzanmış..bir sure sonra uykuya dalmış.yeşil yapraklar, sıra sıra ağaçlar, ortada bir nehir, damında bacası olan bir ev, kapıda tüm heybetiyle bir köpek, ağaçlarda türlü türlü meyveler..tepede parıl parıl bir güneş..aynı küçükken yaptığı resimlerdeki tablo işte bu! Yürümeye başlamış, bir kadın daha görmüş.kadın elini uzatmış ona ve’ gel’ demiş,’ gel de sana dünyanın en lezzetli sıcak ekmeğini tatma şansı verebileyim, tereyağı da var.’ elini tutmuş kadının yürümüş onunla. O resimdeki ev işte..hani tek katlı çatısı zor çizilir bacası var.içeri girmişler. Beyaz elbiseli periler gibi koşuşturan uzun sarı saçlı küçük kız ve lacivert kostümüyle pek havalı arabasıyla oynayan küçük delikanlı..’bu aziz bu da yıldız. benim minik kahramanlarım’demiş kadın.’onlara gülümsersen sana bayılırlar’.gülümsemiş..minikler de neşeyle eteklerinde dolaşmışlar. kadın ekmeğin üstüne tereyağı sürmüş ‘sıcak sıcak ye’.belki de yediği en leziz şey bu.kadın demişki ‘bu da kocam’ camdan dışarıyı göstererek. adam kış için odunlar hazırlıyormuş.adam fark etmiş ona bakan iki kadını ve gülümsemiş..’bu evde herkes neden gülümsüyor?’ ekmeğini yedikten sonra daha tatmanı istediğim çok şey var,hemen gitme olur mu? biraz dinlen, gel burda yüzünü güneşle aydınlatarak uyu’ ona yatacağı yumuşacık şifon tüllerle kaplı yatağını göstermiş.kadın uzanmış ve tekrar uykuya dalmış huzurla..
Hikaye bitmedi elbette. bugün dengede kalalım, yarın herzamanki döngüye ayak uydurup, ya hırçın ,ya hüzünlü ya neşeli belki de yine dingin oluruz?
- günün isimleri : aziz ve yıldız
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
9 Aralık 2010 Perşembe
kapının deliğinden dışarı bakmak
umut..huzur..iki sevgili kardeş..
neredeler? bir süredir ortada gözükmüyorlar..gel deyince geliyor, git deyince gidiyorlar..ne de söz dinliyorlar!
uzunca bir yol yürümek zorunda bırakılan, sonunda da bundan sıkılan, yorulan çocuklar, hemen oracıkta ağlamaya başlarlar.çocuklar ne kadar aynı vizyondaysa, anneler o kadar farklı farklı kızar..kimi kendi beden ve ruhuyla arasında dağlar kadar fark olan bu miniğe anlayışla gülümser ve elini daha sıkı tutar 'az kaldı' der.kimi sinirle kendi çocukluğuyla arasında dağlar kadar fark olan bu şımarığa kızgın bir bakış fırlatır.kimi daha kızgın ve sosyal yaşam geleneğinden nasibini oldukça almış annesinden öğrendiği gibi elini poposuna götürür içindeki şiddet ihtiyacına ayak uydurarak, bu toplum ahlakına yanlış yapan küçük şeytana.kiminin umrunda değil,kulaklarını tıkar ne bir isyan ne bir ağlama sesi işitir..kimisiyse endişeli ve telaşlı yürüyüşlerine öyle dalmıştır ki ama yine de işitir yavrucağın isyanını oturur kaldırıma ağlar onunla birlikte çaresiz..
toplum ahlakının öğrettikleri, sosyal yaşam içinde tutunma isteği, sevilme ve takdir edilme ihtiyacı..anneleri de çocukları da nazikçe fark ettirmeden şekillendirir.
şekiller,tablolar,yaftalar,sıfatlar,kavramlar ve tüm bunların kargaşası..üstüne büyük şehirlerin paranoyası ya da küçüklerinin hep bir şekilde eksik bırakan, içe kapalı yapısı..haydi gelin sizde, gelin ki birlikte daha çirkin olalım!
bu ilk yazı, elbette bir umutsuzlaştırma ve karamsarlaştırma hedefi gütmemektedir. bununla farkında olmaya davet edilmektesiniz..
kapıları açın şimdi..gıcırdayanlara yağ sürün, kilitli olanların kilitlerini kırın, sadece emniyet kilidi olanlarınki en kolayı,dert etmeyin kaldırın onu,evet hadi şimdi onu da açın..kapıların ardından korkmayın..kapının içindeki her şeyi iyi tanıyor biliyor olmanız da size ihanet edilmeyeceği, zarar verilemeyeceği anlamına gelmiyor!sırf bu nedenle kapının dışına çıkmaya hazır olun!çok mu garanticisiniz kapının deliğinden bir bakın önce olmaz mı?
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
neredeler? bir süredir ortada gözükmüyorlar..gel deyince geliyor, git deyince gidiyorlar..ne de söz dinliyorlar!
uzunca bir yol yürümek zorunda bırakılan, sonunda da bundan sıkılan, yorulan çocuklar, hemen oracıkta ağlamaya başlarlar.çocuklar ne kadar aynı vizyondaysa, anneler o kadar farklı farklı kızar..kimi kendi beden ve ruhuyla arasında dağlar kadar fark olan bu miniğe anlayışla gülümser ve elini daha sıkı tutar 'az kaldı' der.kimi sinirle kendi çocukluğuyla arasında dağlar kadar fark olan bu şımarığa kızgın bir bakış fırlatır.kimi daha kızgın ve sosyal yaşam geleneğinden nasibini oldukça almış annesinden öğrendiği gibi elini poposuna götürür içindeki şiddet ihtiyacına ayak uydurarak, bu toplum ahlakına yanlış yapan küçük şeytana.kiminin umrunda değil,kulaklarını tıkar ne bir isyan ne bir ağlama sesi işitir..kimisiyse endişeli ve telaşlı yürüyüşlerine öyle dalmıştır ki ama yine de işitir yavrucağın isyanını oturur kaldırıma ağlar onunla birlikte çaresiz..
toplum ahlakının öğrettikleri, sosyal yaşam içinde tutunma isteği, sevilme ve takdir edilme ihtiyacı..anneleri de çocukları da nazikçe fark ettirmeden şekillendirir.
şekiller,tablolar,yaftalar,sıfatlar,kavramlar ve tüm bunların kargaşası..üstüne büyük şehirlerin paranoyası ya da küçüklerinin hep bir şekilde eksik bırakan, içe kapalı yapısı..haydi gelin sizde, gelin ki birlikte daha çirkin olalım!
bu ilk yazı, elbette bir umutsuzlaştırma ve karamsarlaştırma hedefi gütmemektedir. bununla farkında olmaya davet edilmektesiniz..
kapıları açın şimdi..gıcırdayanlara yağ sürün, kilitli olanların kilitlerini kırın, sadece emniyet kilidi olanlarınki en kolayı,dert etmeyin kaldırın onu,evet hadi şimdi onu da açın..kapıların ardından korkmayın..kapının içindeki her şeyi iyi tanıyor biliyor olmanız da size ihanet edilmeyeceği, zarar verilemeyeceği anlamına gelmiyor!sırf bu nedenle kapının dışına çıkmaya hazır olun!çok mu garanticisiniz kapının deliğinden bir bakın önce olmaz mı?
birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






