13 Aralık 2010 Pazartesi

deryalar içinde susuz gezerim, beni kandıracak umman bulunmaz..


geçenlerde bir arkadaşımla yine dünyayı kurtarıyorduk! o ağzından hiç farketmeden bir cümle çıkarıvedi. ‘Bak’ dedi ‘hayatın başlangıcı işte bu nokta bu yol da böyle gidiyor bak bu da son noktası işte’.eliyle hayat yolumuzun sınırlarını çizip gösteriyordu.o bunu anlatırken başka fikirlerle doluydu elbette ve bu çizginin istersek üstünden istersek altından ilerleyebileceğimiz hususunda bir takım çözümler sunmaktaydı bana. bende yarattığı etki ise, yaşam çizgisinin başının ve sonunun belli olması dolayısıyla pek te önemli şeyler ifade etmediğiydi aslında. yaşama destek ve dayanak noktaları koyduğmuz yetmiyormuş gibi , bir de başlangıç ve son noktalarını belirleyiveriyoruz. Yok bu bir eleştiri yazısı değil, aksine aydınlanmaya giden yolda bir ışık mahiyetinde. aslında hepimiz yapıştırırız bu belirleyici noktaları yaşamda bir yerlere öyle değil mi ?

bir adama ya da kadına aşık olunur, aşkın ve dayanılabilecek fedakarlıkların sınırları belirlenir kafalarda hafifçe.eğer maceranın iki tarafı da sınırlar içinde kalacak kadar memnun olabilmiş ya da kavga çıkarabilmeyi başarmışsa artık evlenilebilirlik izni çıkmıştır sevgi kelebeklerinden. evlenilir. bu saygıdeğer kurumda, evin tam da içinde,mutfakta, yatakta, garajda, bahçede herkes kendi sınırlarını, kendi mıntıkasını belirlemiştir bile. güzel ve asil kadın lütfen tamir kutusuna ve elektrikli aletlere o kadar yakın durma, zarif ve zeki bey siz de biraz uzağında durunuz lütfen şu mutfağın mümkünse, pek hoşlanmıyoruz da menemen sonrası ego şişkinliğinizden. Hala major çizgide kazasız belasız kulaçlar atabildiysek şimdi sıra çocukta yahu! haydi bir bebek gelsin de ev şenlensin. Ah anne yorulmasın ne çok koşturuyor öyle ayol, annenin canı karpuz çekmiş kış ortasında başımıza gelenler..babamız da pek asabi bugünlerde biraz sıkıntılı annenin istekleri bir yandan, evin masrafarı da fena halde bunaltıyor.büyük anneler babalar da pek heyecanlı, öyle yaparsak daha iyi olur,bunu alırsak pek te kullanışlı ya da sağlıklı olmaz gibi tavsiye mektupları yazmaktalar. çocuk için de tüm sınırlar hazırlandıysa haydi doğuralım. Haydi derin derin nefes al, hooh hoh ,sakin ol düzenli olarak al ve ver, evet evet doğru ebru şallı’nın pilates derslerindeki gibi ‘nefes al verr’ ama mümkünse son ‘r’ batı aksanlı çıksın doktor hanımın ağzından.ah işte sevgili bebek ve onunla eve yeni gelen başka sınırlar,türlü türlü eski yeni adetler. kimi memnun, kimi değil. herkesi aynı anda memnun etmek mümkün olamıyor.(ben denedim.yapamıyorum.) anne bir modern isim telaşında,baba ise babasının ismi konusunda ısrarlı ve kararlı. ama makul sınırlar dahilinde çözülür bu küçük ayrıntı da, iki ismi de koyarlar ne olmuş? bu hep böyle giden bir saç örgüsü işte.hepimiz bu kendi çöplüğümüzü belirleme devirlerini yaşadık, belirlediğimiz en son noktaya kadar devam edeceğiz. Bu durumu farkındaysak kazayla, kimi zaman canımızı sıkabiliyor, sistem karşıtı kimi kelamlarımız oluyor.çoğu zaman farkında olmadan oh ne de güzel akıyor yaşam.bugün bitsin de eve gidip uyuyayım, bu hafta geçsin de haftasonu biraz dinleneyim/gezeyim/eğleneyim.bu ay bitsin de maaşımı alayım.elbette o kadar bitsin diye beklersek hevesle günler, haftalar aylar ve takvim sistemi dahilinde mecburen seneler de bitiyor acımasızca.

bu kandırmacanın farkında olduğunuz dönemleri kimi zamanlar ise uzun sürüveriyor. işte o en zor dönemlerden.işte o dönemler deryalar içinde susuz gezersiniz de sizi kandıracak umman bulamazsınız..

aziz yıldızın kulağına birşeyler fısıldadı, yıldız gülümsedi. bu evde hep gülümsenir. sonra koşarak dışarı çıktılar,arkalarından açık kapının tülü sallandı durdu.leyla hala uyuyordu,ne de huzurlu gelmişti bu yatak ona. yusuf fırından gelen bu leziz kokunun ne olduğunu az sonra öğrenecekti. anneleri fırından mis gibi bir patatesli,patlıcanlı,tavuklu hem de bezelyeli bir yemek çıkardı, yusufun tabağına servis yaptı. yusufun mutluluğu gözlerinden okunuyordu.anneleri de açık tüllleri uçuşan kapıdan çıkarak azizle yıldıza katıldı. aziz bahçedeki salıncakta kardeşini sallamaktaydı, yıldızın kahkahaları ise dinlemeye değer. ’anne kucağında otursam, birlikte sallansak olur mu ?’ yıldızı kucağına aldı annesi azizin gücü zorlukla yetti onları sallamaya ama kahkaha atmaya devam ettiler. yusuf camdan ‘zahide, sanırım uyandı’ diye seslendi.hep beraber evin yolunu tuttular, birlikte yemek yeme fırsatını kaçırmamak için neşeyle..

günün isimi: zahide



birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..

2 yorum:

  1. balık suya nasıl doymazsa insanda nefese doymazmış der bir veli kul ama bu çağda bizler hayatımızı bir monopolymiş gibi oynamaktayız sanırsam şurayı al şu taksidi öde şuna kira ver şurada bekle orada bekle şunun sırası gelsin bunun sırası gelsin tek turluk ömür biter burda asıl önemli olan bu oyunu kapatıp kutuya koyup kendi hayatlarımızı mı yaşamalı yoksa artık kutuyu kapatacak vaktimiz kalmayaıncaya kadar oyuna devam mı etmeli

    YanıtlaSil
  2. sevgili kardeşim, ne kadar güzel aynı enerjideyiz şuanda demek ki.bu kadar güzel yorum yapılabilirdi.evet soru bu, da aramaktayız işte hepimiz..

    YanıtlaSil