3 Ocak 2011 Pazartesi

'geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya? gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya! '


Ah o sorular, hep aynı sorular..aynı cevapsız, aynı çıkar yolsuz sorular.. gitmek mi kalmak mı gibi sorular..


Eh gitmek elbette! içinde gitmek sözcüğü geçen cümleler kuralım. nasıl özgüven dolu, nasıl havalı.. ‘bavulunu topladı gitti, treni kaçırdınız çoktan gitti, annemler size geleceklerdi ama siz telefona cevap vermeyince ayşe teyzelere gittiler, onu oradan aramayınız artık çoktan meksika’ya varmıştır 2 hafta önce temelli gitti, aklım başımdan gitti, işler hep aksi gitti, aksi gibi bir de o gitti, ne olurdu gitmeseydi ama dinlemedi gitti, gel dedim sanki ne dedim inadına gitti, tartıştılar dayanamadı döndü arkasını gitti, çok yaşamadı ki zaten göçtü gitti, gidiyorum bütün aşklar yüreğimde, git sakın daha fazla konuşma! , şimdi hemen burdan defol git ve bir daha da gözüme gözükme! ‘ özünde türlü anlamlar barındıran cümleler; özgürlüğe pupa yelken açmalar, geç kalışlar ve kaçırışlar, tercihler ve vazgeçişler, bihaber ve biçare oluşlar, bir nedenden şaşırıp kalmalar, süregelmeler, başa gelmeler, terk edişler, rest çekişler, isyan edişler, bırakıp gidişler..

Ne vardı sanki kalsaydılar ve ne olurdu sanki kalsaydımlar birbirine eşit. Zaman içinde birbirlerini götürür bu bilinmeyenler. Günün sonunda manası olan; gidip neyi bulduğumuz değil de o cesaret var mı bünyede onu bulabilmek. Cesaretimiz yoksa, aramak için yola da çıkamayız ki. Ne acı ve ne kötü bir talih korkak, ürkek zihinlere, ruhlara. Öylece kalıyoruz içimizde tüm ziyan zamanlar, tüm içli dedikodular ve türlü pişmanlıklar ya da çaresiz hissedişlerle. Oysa ki çareyi bulurduk ya içimizde biryerlerde, denk gelemedik. Yalnız yürümekte bir sakınca göremiyorum artık. Yalnız film izlemek, yalnız bir konser izlemek, yalnız yemek yemek ya da yalnız keşfetmek bir yerleri..o kadar da zor değil, o kadar da acımasız değil, o kadar da can sıkıcı değil artık. Kabul edelim, yola çıktıysak ürkek adımlardan vazgeçtik, yalnız yürümeyi de göze aldık demektir. Ah ne mutlu yolda birileriyle karşılaşırsak! Korkusuz, ahenkli yollarda buluşmak ümidiyle görüşünceye dek esen kalın, özgür kalın.



leyla, zahideye saçların ne kadar güzel dedi. Zahide, 'ama yusuf kısa seviyor, ben ona rağmen uzatıyorum' dedi. Azizle yıldız her zamanki neşeleriyle koşuşturuyorlardı etrafta. Leyla,nasıl oldu da yusuf’a rağmen uzatabildin dedi, zahide’nin cevabı meydan okuyordu : ‘hep o mutlu olsun beni sevsin diye bir şeyler yapıyorum ama ben uzun saçları çok seviyorum, yusuf’a beğenmezsen giderim ama bunları kesmeyeceğim dedim, o da gülümsedi ve böyle de çok güzelsin dedi.bu konuyu pek konuşmuyoruz’

leyla, yusuf’u gördü uzaktan. kadın dediğin uzun saçlı olur diye geçirdi aklından. bu adam neden sevmiyor? Bir şey anımsadı. Gözleri doldu. Kemoterapi gördüğü zamanlarda saçları döküldüğü için onu terk eden kocasını..çirkinleşmişti, zayıflamıştı, o eski gücü yoktu artık çok güçsüzdü ve yahya bunu tahammül edilebilir görmüyordu artık..



günün isimleri : yahya ve lena



birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..

4 yorum:

  1. Giden gitmiştir gittiği gün bitmiştir türden beylik laflar etmeye gerek yok her gidiş aslımıza dönüşümüzdür ve biz ne zaman terk edilsek ne zaman yalnız kalsak haksızlığa uğrasak mağlup duruma düşsek işte o zamanlarda yakınlaşırız en büyük yara

    YanıtlaSil
  2. eh yine çok güzel anlaşmışız dost .)
    teşekkürler

    YanıtlaSil
  3. ...
    Koca şehirde bir tek ben mi böyle çaresiz
    Koca şehirde seni bulmak imkansız
    ...
    Sokakta rastgele arayanlara ortaçgil' den geliyor, "dön bebeğim" değil tabi :D

    YanıtlaSil
  4. ...uykusuz muyduk hiç fark etmedik...
    dön bebeğim değil tabii .)

    YanıtlaSil