14 Aralık 2010 Salı

'kar gibi örttün üstümü, içimde tüm çiçekler, birer birer titrediler!'




Dinler , diller, ırklar, soylar, çeşitli ahlak ve mantık anlayışları ile etnik kökenler.. ne kadar tartışırsak tartışalım, nihayetinde konuşarak orta noktaya ulaşanımız çok azdır. Ulaşanlarımızdan biri ya gerçekten ikna olmuştur ya da gerçekten altan almış ve konuyu daha da fazla uzatmamaya gönüllü olmuştur. Zaten konuşmadan barışçıl bir ortak yol çıkaranımız da yoktur! Bu üniversitelerde, mecliste ve kamuoyunda tartışılması en zevkli olan, çünkü içlerimizde biriken ego yığınlarına dur diyememenin de yoğun baskısıyla, karşıt görüşlü kardeşin fikirlerine, yalnızca ‘ah bu da mümkün ‘ bile derken içimiz titrer, kabul edip ikna olmayı bir yana bırakın. zaten büyük çoğunluğumuz da ikna etme amacıyla karşıdaki düşman askerini bizim tarafa çekelim diye çıldırıp durmuyor konuşurken. Amaç herzamanki gibi aynıdır kanımca, bize doğru diye öğretilenleri öyle güzel özümsediğimiz gerçeği ve bu durumu iyiden iyiye kabullenişimiz , başka ihtimallere pek te sıcak bakmıyor oluşumuz vebu konuda ne biliyorsak karşıt görüşteki kardeşe bir çırpıda -tabii eğer o da izin verip susarsa- anlatıp bu konuda ne kadar da bilgili olduğumuzu kanıtlamaktır.


Tüm bu zaten bildiğimiz şeyleri niye mi tekrarladım? Gündemdeki ermeni gelin - müslüman damat cinayetine istinaden elbette. bildiğimiz iki farklı dine mensup aileden bir tarafın diğer tarafla akrabalık ilişkisine şiddetle! karşı çıkması durumudur. hem de bu öyle bir şiddet ki iki aşığın hayatlarının sona ermesiyle sonuçlandı. Babasının da dediği gibi onlar sadece sevmişlerdi..

Hikaye örnekleri çoğaltılabilir. Özellikle Türkiye’de bunu örneklendirmek ise zaten çok basit. Artık ülkemizin ne kadar etnik çeşitliliğe sahip olduğunu kabul etmemizin zamanı gelmedi mi? coğrafi çeşitliliğimizle ve iklim farklılıklarımızla duyduğumuz gurur ve özgüven hatta memnuniyet, niçin etnik, dini ve kültür çeşitliliğinde duyulmuyor? Biz bu dinamiğin farkında olmayabiliriz ama, turistik amaçlı ülkeye gelen insanların çoğu ülkenin doğal güzelliklerinin yanında çok çeşitli tabanlarımıza ve sosyal mekanizmamıza hayran oldukları için buraya, bu bizim bir türlü paylaşamadığımız, bir türlü huzur içinde yaşamayı başaramadığımız ülke topraklarına yerleşmeye karar veriyorlar. bu bizim meselemiz işte! Tam da demek istediğim bu. bizim meselemizi, yine bizim farklı inanç, hoşgörü, ahlak ve kültür anlayışımız çözmeli. Biz bunu hala tartışaduralım, ateş düştüğü yeri yakmakta.çocuklarını, geçmişte ne öğrenildiyse kuşaktan kuşağa gelene kadar, aynen ve değiştirilmeden, yahut tamamen farklılaştırılmış halde,tüm bunları çok iyi bildiğini iddia ederek ve asla bir başka düşünceye tahammülü olmaksızın, hatta saygı duymaksızın ,yaşamın her alanında karşımıza şeytani bir sinsilikle çıkagelen ego çatışmaları ve bunun neden olduğu zihniyetin devamlılığını sağlamak uğruna kaybeden aileler..ateş onların yuvalarında alev alev yanıyor. Bir gün, bir sebepten bizimkinde de yanabilir! Bu sadece gazete de okuduğunuz, televizyonda izlediğiniz bir haber değildir.Türkiye gerçeğini hep beraber sindirelim ve meselemizi kabullenerek, zaman zaman da fedakarlık örnekleri göstererek çözelim. içimizdeki şeytanın sinsi oyununa gelmeyelim. saygı duymayı, dinlemeyi öğrenelim. iki aileye de Allah sabır versin.

Aziz ve yıldız’ın uykusu geldi, zahide iki küçüğü yataklarına yatırdı ve ışığı söndürdü. kendisi de yusufun yanına uzandı.leyla zaten hiç uyanmadı. Hiç bir ses duymadı bile. Bugünlük bu kadardı. Çok yorulmuşlar, artık uyuyacaklardı. Dışardaki mis çimen ve çiçek kokusu bugün biraz uzaktan geliyordu..ay da sanki biraz kasvetli.uyudular..

günün ismi : Ara ve Dila

birbirimize hem mürid hem mürşid olmak dileğiyle..

4 yorum:

  1. Bak ben bu soyledigine hem katiliyorum hemde bi yerde bunlardan yola cikarak birseyler soylemek istiyorum, bu bahsettigimiz etnik cesitlilige sosyal mekanizmanin butun bu birbirine gereksinim duyan dislilerine katilamamanin bir temel nedeni ego diyebilirsek, benim merak eetigim konu bu kadar fazla egosunu yucelten ve ona bagli yasiyan bi toplum kendi kendini bu kadar seviyo bu kadar yuceltiyoken hala nasil toplum olarak 1000 yillardir bu etnik cesitliligin arasinda yer alabiliyo.ve ayni karaktera sahip egolari kabartilmis bireyleride kendi iclerinde nasil sosyal insan gereksinimlerini bunun yaninda soy devami acisindan aile kurma eylemini gerceklestirebiliyo... hepsine bagliyacagim sonuc bu halk koyundur devleti coban gibi takib eder devlet derse kurt kotu alevi kaka onlar oyledir ermeni hirsiz ermeni hirsiz, yunana su yunana su,yani sonuc varolan devlet sistemindeki bozulmadir, resmi ideolojinin yalnisligidir sorun siyasi yapi ve geleneklerindedir bu halk zaten bu gunlere beraber gelmis kendi kendine biraksan birbirini dogramaz.

    YanıtlaSil
  2. devlet ve resmi ideolojiyle ilgili söylediklerine katılıyorum ve bu yanlışlıkların toplumu nasıl etkilediğine.ancak bu geçtiğimiz bin yıl içinde de birbirimizi yemediğimiz anlamına gelmiyor,ki zaten bu iç kargaşalar sadece bu ülkede yaşanmıyor.devlet ve diğer çıkar sahipleri politikalarıyla uzun yıllardır senin de dediğin gibi çoban olarak bizleri ve özellikle iç bunalımlarımızı yönetiyor, e bu da kurbanlık koyun halimize daha fazla mağduriyet ekliyor.sosyal insan gereksinimleriyle aile kurma eylemi hakkında da şöyle düşünüyorum, bazıları egolarını daha iyi kontrol edebiliyor hepsi bu :)

    YanıtlaSil
  3. KALBİM KATLANMA BU DÜNYAYA
    Anılar biriktikçe sisleniyor aşklarda
    Yitiriliyor serüven duygusu ki o zaman
    Şeytanımı koluma takıp gitmeliyim
    Yeni bir cehennem kurmalıyım kendime
    Hep kendini yineliyorken sesler kokular
    Gittikçe birbirine benziyorken dünle bugün
    Ölümsüz olmak kadar ürkünç birşey
    Bu dünyaya alışmak duygusu

    Sonsuza kadar sonsuzluğa asılı kalmak
    Tanrılara ödül insanoğluna cezaysa
    Kalbim bağışlanmayacak birşey yap
    Katlanma kendine ve bu dünyaya

    Kalbim ödünç say sana ayrılan ne varsa
    Geri vermiştin dinini
    Dilini de unut artık
    Aztektin yahut Kürt, hüznünse Kızılderili
    Geri ver ne kalmışsa sende, umutların dahil
    Hiçlik, o sezdiren keder
    Buydu senin payın
    Duyumsa sülfürün yarışını
    Seni vur ,seni bekleme, seni tarihsiz kıl
    Bir kartala parçalat seni kayalara zincirleyerek
    Kurbanla kurban eden bilinmiyor tarihe bakarsan
    Bir efsaneydi yaşamak, sende bilmiyorsun bunu
    Medyomdu kimya bir senfoninin diliydi belki
    Yeni cehennemler kurmuştuk bilinebilir şeylerden
    Sözünü tut artık, seni tarihsiz kıl
    Ve katlanma bu dünyaya ey kalbim

    AHMET TELLİ

    YanıtlaSil
  4. 'Kalbim bağışlanmayacak birşey yap
    Katlanma kendine ve bu dünyaya'

    çok çok teşekkürler..

    YanıtlaSil